Can’a
Can;
Bakmakla
görmek arasındaki derin uçurumu bana sen öğretmiştin, beni körlüğümden kurtaran
sendin tıpkı yaşama arzusunu içime akıttığın gibi görmeyi de sen öğretmiştin.
Ben vazgeçmenin bir şeye sahip olabilme gücünü yeni keşfediyordum o günlerde
kim bilir belki bende sana bunu öğretmişimdir, bizden vazgeçerken tereddüt
etmeme nedenin buydu belki de…
Her neyse…
Sabahları koşarken
taktığım güneş gözlüklerine bakar yüzünü
ekşitirdin;
“Doğayı hissetmek yerine şu karanlık camların arkasına saklanıyorsun. Şu güneşten kısılan gözlerin bile öyle kıymetli ki.” Her sabah aynı cümleleri kurardın bıkmadan usanmadan bense hiç dinlemez her gün yeni bir karanlık camın arkasına saklanırdım. Dün ilk defa çıplak gözle baktım güneşe. Her sabah koştuğumuz o yolun bu kadar canlı, bu kadar neşeli olduğunu bilmezdim. Haklıymışsın uzun bir aradan sonra ilk kez derin bir nefes aldığımı hissettim.
“Doğayı hissetmek yerine şu karanlık camların arkasına saklanıyorsun. Şu güneşten kısılan gözlerin bile öyle kıymetli ki.” Her sabah aynı cümleleri kurardın bıkmadan usanmadan bense hiç dinlemez her gün yeni bir karanlık camın arkasına saklanırdım. Dün ilk defa çıplak gözle baktım güneşe. Her sabah koştuğumuz o yolun bu kadar canlı, bu kadar neşeli olduğunu bilmezdim. Haklıymışsın uzun bir aradan sonra ilk kez derin bir nefes aldığımı hissettim.
Gittiğimiz
son geziyi hatırlıyor musun? Birlikte Roma’daydık. Ben her şeyi kaydetmeye
çalışırken sen telefonunu cebinden bile çıkarmamıştın;
“Anın
büyüsünü yaşamak burayı seninle gerçek anlamda deneyimlemek istiyorum.” Aynen
böyle söylemiştin. Bense hala bize kalacağını düşündüğüm kareler çekme
derdindeydim. O kareler seninle birlikte şimdi bense küçücük bir ekrandan
onların sahteliği ile baş başayım…
Seni çok
özlüyorum..
Senin bana
gösterdiklerini ceplerime doldurup bir çılgınlık yaptım. Geçen ay kimselere
haber vermeyip Roma’ya gittim.
Kolezyum’u gezerken ben de tıpkı senin yaptığın gibi telefonumu
kapadım. İtalyan dilinin tınısı havaya
karışıp farklı bir lezzet sunarken, yaşanmışlığı içime çektim. Etrafımda
binlerce beden o küçücük ekranlara sığmayacak bu deneyimi bir camın arkasından
yalnızca seyrediyorlar bense tüm hücrelerimde hissediyordum. Bir çılgınlık yapmaya tam da o an karar
verdim. Kolezyum’un önündeki çimenlikte yoga yapmaya başladığımda şaşkına dönen
gözlerle buluştum. Bazıları kınayarak, bazıları takdirle ve bazıları da hasetle
bakıyorlardı.
İşte seni
tam o an anladım. Bahsettiğin yaşamak, görmek tam da böyle bir şeydi. Cesaret
edip kaçmadan, direnerek tüm bedeninde, hücrelerinde hissederek, sahip olmanın da
vazgeçmek kadar güçlü olduğunu kabul ederek…
Vazgeçmeyi güçlü yapan ona sahip olduğunu bilmekmiş.
Umarım şu
anki hayatında mutlusundur. Bana görmeyi, yaşamayı ve hatta mutlu olmanın değil
dengede kalabilmenin önemini öğrettin.
Sevgimle
ve minnetle…
Meryem.

Yorumlar