Seni Özledim




Birinin elini tutmak hiç bırakmayacağımız anlamına gelir mi?

Peki, ya bir kez bıraktıysak…

Yeniden o eli tutmak mümkün olur mu?

Onu ilk gördüğümde on yedi yaşındaydım. Okulun haylaz ve yakışıklı çocuğuydum. Pek çok kız arkadaşım olmuştu. Basket takımının kaptanı olmakta popülaritemi arttırmıştı. Sahip olduğum ve üstüme yapışmış pek çok etiketim vardı.

Yüzüne düşen kumral kâkülleri takip eden saçlarını kırmızı bir kurdele ile süslemişti. Üzerinde çilek desenli pileli beyaz bir elbise vardı. Yan flütünden çıkardığı her bir nota üzerime yapışan etiketleri birer birer söküp atarken ruhumun derinliklerine ufak izler bırakmıştı.

Seyircisine selam verdiğinde insanları iterek sahneye doğru koşmaya başlamıştım.  Karşısında bir anda beni görünce şaşkınlıktan kocaman açılmış bal rengi gözleri ile bana bakmıştı.

“Merhaba…”  Kendime ufak bir soluklanma molası verirken kafamda kulağa aptalca gelmeyeceğini düşündüğüm etkileyici o ilk cümleyi arıyordum. Elini bana doğru uzatırken,  gözleri gülümsemekten kısılmıştı.

“Merhaba. İsmim Ela. Senin ismin…” heyecanla sözünü kesmiştim.

“Çağrı ben..  Yani İsmim Çağrı..”  gülmekten kısılan gözlerine eşlik eden sağ yanağındaki gamzesini gördüğüm ilk anda aşık olmuştum.  O zamanlar bilmediğim pek çok şey vardı. Bir duygu nasıl yaşanır, insan kendine ve ilişkisine nasıl sahip çıkar bana öğretilmemişti.   Belki de öğrenmek istememiştim..
İkimizin de farklı hayatlar için bambaşka şehirlere gideceği o sonbaharda çok ağladım. Günlerce hatta haftalarca yataktan çıkmadım. Bana hep güçlü olmam ve  duygularımı bastırmam gerektiği öğretilmişti oysa Ela’nın elini bıraktığım o ilk anda bütün bildiklerimi de oraya bırakmıştım. 

Aradan geçen yirmi yılda her sabah onun gülmekten kısılan gözlerini hatırlayarak başladım yeni güne. Onu düşünmeden, onun varlığını hissetmeden geçen bir dakikam bile olmadı. . Kazandığımız her maçın, attığım her sayının sonrasında ona sarıldığımı ve ciğerlerime ona özel olan o tarçın kokusunun dolduğunu hayalettim.

Her anı onunla yaşıyordum zaten. Peki neden şimdi  ellerim karıncalanıyor, kalbim onun burada olduğunu haykırırcasına çarpıyordu.

Uluslararası  bir hava alanında yorucu bir turnuva sonrasında  valizimi beklerken tek düşündüğüm şey onun gerçekten de burada olma ihtimaliydi. Olabilir miydi? Burada, bu kadar yakınımda olabilir miydi? Onun elini bıraktığım  o yerin bir benzerinde yine onun elini tutma şansım olur muydu?
Omzuma dokunan elle yine sahneye koşan o genç ve toy çocuğa dönmüştüm.

“İnanmıyorum gerçekten de sensin…”  Bal rengi gözleriyle ruhumu yine hapsederken, kollarım benden bağımsızca onu kendine çekip sarılmıştı.  Saçlarında ki tarçın kokusu özlemimin son bulduğunu haykırıyordu. Birini bu kadar özlemenin mümkün olduğunu bilmezdim. Bir ömrü onu bekleyerek her an onu arayarak geçirmiştim.  Onu tekrar bulduğumda neler söyleyeceğime dair pek çok şey planlamıştım.

“Seni özledim…” Planladığım onca cümle arasında asla söylediklerim yoktu.

“Bende…”  Ondan duymayı planladıklarımda bu değildi asla.

Birer kahve içmek için kafeye oturduğumda bana hayatından bahsetti. Aynı şehirde, aynı sokakta oturduğumuzu o an fark ettim. Yıllarca aynı yerlere gitmiş, aynı insanlarla görüşmüş ve aynı şeylerden zevk almıştık. Yine de birbirimizi yeniden bulmamız ellerimiz ayrıldığı o yerin bir benzerinde tekrar birleşmişti. Çünkü ancak şimdi biz olmanın olgunluğu yeniden erişebilmiştik.

“Üniversite için başka bir yerde yalnız başıma olmak beni başlarda çok zorladı. Sonrasın da sanırım insan her duyguya alıştığı gibi özleme de alışıyor. Okul bittikten sonra Londra’ya gittim.  Müzikle ilgili orada birkaç eğitim daha aldım ama asla beni tatmin etmedi müzisyen olmak. Beş sene önce kesin dönüş yaptım bir ana okulunda müzik öğretmenliği yapıyorum şimdi. Aradığımın bu olduğunu çocukların bakışlarında ki o ışıltıyı görünce anladım.  Ve işte benim minicik hayatım bu kadar. Peki sen ne zaman döndün. İtalya da bir takımın kaptanı olduğunu duymuştum.” Onun dudaklarından kendi hayatımla ilgili bir şeyler duymak beni mutlu etmişti.  Basit hayatımı anlatacak çok fazla vaktim olacağını biliyordum. Benim merak ettiğim onun hayatıydı yanında olmadığım her anın, nasıl geçtiğini bilmek istiyordum. Uzanıp elini tuttuğumda elini çekmedi aksine diğer elini de elimin üzerine koyarken yine gözleri gülmekten kısılmıştı.

Ela bir ana okulunda çocuklara müziğin büyüsünü öğretiyor bense hala top peşinde koşan ve gülünce gözleri kısılan o kıza aşık olan çocuğum.

 

 

 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sevgi Emektir

Boşluk

Bir Garip Sokak Köpeği